Ne oldu?

Tabii ki kıyamet koptu.

Mezhepçiler sıraya girdiler.

Seküler Kemalistler küplere bindiler.

Baasçı zihniyetin etekleri tutuştu.

Irkçı-Neofaşist milliyetçiler kudurdular.

CHP tayfası hop oturup hop kalkıyor.

Saadet ve Yeniden Refah tayfası ise hâlâ İran’ın, Suriye rejiminin neden yıkıldığını sorguluyor.

Bölücü Kürtçülerin kuyruğu tutuşmuş vaziyette.

Şimdi hepsini tek tek analiz edelim.  

Mezhepçilik yapanların göremediği

Suriye’de devrilen Baasçı Nusayri rejim ile kendisini özdeşleştirerek Anadolu, Türkmen Aleviliğini ayaklar altına alan bazı Türk Alevileri gerçekten orada ne olup bittiğinden habersizler.

Kafasını kuma gömenler için tekrar edelim.

Hafız Esad ve Oğlu Beşar Esad yıllarca kendisine muhalefet eden insanlara kan kusturdu.

Sednaya hapishanesinde yaşananlar ortada. Korkunç görüntüler geliyor oradan…

Suriye halkı gerçekten büyük bir imtihandan geçti.

Şimdi ise rejim yıkıldığı için son derece mutlular.

Kim ne derse desin. Daha beter bir kapalı-totaliter rejim kurulmaması dileği ile diyeceğimiz tek şey devriminin hayırlı mübarek olması.  

Bizim Alevi kardeşlerimiz ise nerede üretildiği belli olmayan sosyal medya yalanlarıyla Suriye’de Alevilerin öldürüldüğüne inanarak abuk sabuk paylaşımlar yapıyorlar.

Birinci soru: Bu kadar insan Suriye’de akıl almaz işkencelerle karşı karşıya iken aklınız neredeydi?

İkinci soru: Bölgede muhtemel bir Alevi-Sünni çatışması için tezgah kuran emperyalist yalanlara neden kulak kabartıyorsunuz?

Suriye’de yaşananlar hem Aleviler hem de Sünniler için kabulü mümkün olmayan hadiselerken, orada bir insanlık dramı yaşanmışken neden meseleyi evirip çevirip mezhepçi bir bakış açısıyla değerlendiriyorsunuz?

Gelelim seküler Kemalistlere

Bizim bazı seküler Kemalistler ise Suriye’de ne işimiz var sorusunun cevabını aramakla meşguller.

Çünkü kafalarını kuma gömmüş vaziyetteler.

“Neden Suriye’deyiz?” Sorusunun esas boyutu aslında “PKK neden sınırlarımızın hemen dibinde bir devlet kuramıyor?” Şeklinde telif edilebilir.

Bu soruyu soranlar ayrıca şunu demek istiyorlar: “İsrail’in sınırlarını genişletmesinde, Türkiye ile sınır komşusu olmasında bir sorun yoktur!”

Doğru bizdeki Kemalist seküler tayfanın tek sorunu İslam’ladır, Müslümanlarladır.

Yahudiye, Hristiyana, Budiste dostturlar, hatta Mezeopotomya’nın eski dinlerine bile hayranlık duyarlar ama bir türlü İslam’la barışamazlar. Normal bir durum, garip karşılamaya gerek yok!

Türkiye’de aşırıcı Kemalistlerin büyük çoğunluğunun Sabetayist ve dönmelerden oluşması asla bir tesadüf olamaz.

Çünkü memleketin kaymak tabakasını elde derlerken bu rejimin kaymağını çok güzel yediler.

Şimdi şükran duyguları içinde sağa sola ayar vermeye devam ediyorlar.

Hatta kripto Ermeniler bile Türkiye’de kendilerine açılan siyasal-toplumsal ve iktisadi alana minnet duyarcasına nedense aşırı Kemalist olarak zuhur edebilirler. 

Bu yüzden Suriye’de ne işimiz var sorusunu sormaları çok normal.

Irkçı-Neofaşistlerin derdi başka

Türkiye’de, son birkaç yıldır ırkçı-neofaşist söylem Suriyeliler meselesi üzerinden atağa geçti.

Zihinlerinin bir kenarında İslami ve insani hassasiyetler bulunmadığı için meseleyi ırk temelinde değerlendirerek üç beş zibidi Suriyelinin işlediği cürümleri bütün Suriyelilere yükleyerek kendilerine politik malzeme çıkardılar.

Başarılı da oldular. Özellikle yeni yetme cahil cühela genç tayfa bu söylemlerin Anadolu insanına bir yarar sağlayacağını, devletin bekasına bir katkısının olacağını zannetti.

Oysa ki biz şunu çok iyi biliyoruz ki milliyetçilik bir duygudur.

Kan, kafatası, ten rengi gibi fiziksel değerlerle ölçülecek bir şey değildir.

Kadim Anadolu topraklarında, Kürt, Türk, Fars, Arap adeta kaynaşmış, akrabalık ilişkileri geliştirmek suretiyle saf ırk arayışını destekleyecek veriler ortadan kaybolmuştur.

Bir insan kültürel olarak kendisini nereye ait hissediyorsa oradandır.

Türk kültürü pek çok kültürle diyaloğa girmiş, farklı varyasyonlarıyla Anadolu’da demlenerek bugünlere gelmiştir.

Ancak mesele ırkçılık olunca bunun tamamıyla Batı dünyasından transfer edilmiş ayrıştırıcı bir zehir olduğunda şüphe yok.

Türkler tarih boyunca ırkçılık yapmış bir millet olmamıştır. İran coğrafyasında kalırken oranın renginden renk almış yine oraya kendi rengini vermiştir.

Balkanlarda yerleşmiş, balkanlara mührünü vurmuştur. Bu yüzden batılılar Boşnaklara Türk olarak bakarlar.

Türk milliyetçiliği kültürel bir duygudur.

Yeniçeri ocağında devşirilerek kendisini Türk’ün davasına adayanlar en az Türk olduğu net olarak bilinenler kadar Türk’türler. Çünkü bu insanlar İtalyan, Sırp ailelerde doğmuşlar ancak sonradan Müslümanlaşarak Türkleşmişlerdir.

Meseleye bu açıdan bakmayanlar işin içinden çıkamazlar.

Şimdi bütün Suriyelilere “yallah” çeken ırkçı kafaya mensup adamların geçmişte ana babalarının nerelerden geldiklerini bir sorgulayın bakalım, altından neler çıkacak!

CHP tayfasının dünyası öküzün önünde gördüğü ot kadar!

Şimdi bu başlığı okuyanlar beni bir camiaya hakaret etmekle yargılayacaklar.

Hayır öyle değil.

Güzel bir söz vardır, denir ki “öküzün dünyası önünde gördüğü ot kadardır!”

Bu deyim, kafasını kuma gömen, basit hesaplar peşinde koşan, at gözlüğü ile meselelere bakanlar için kullanılır.

Bizdeki mevcut CHP zihniyeti de meseleye böyle bakıyor.

Ortadoğu gerçeği ortada iken bizimkilerin savunduğu temel tez şu: Sınırlarımıza 20 metre yüksekliğinde tel örgüler çekelim, tel örgülerin öbür tarafı asla ve kat’a bizi ilgilendirmez, isterse sınırın bir metre ötesinde kıyamet kopsun!

Bunu da utanmadan Atatürk’ün “yurtta sulh cihanda sulh” ilkesine dayandırıyorlar.

E doğru demiş Atatürk o günün koşullarında, bizi rahatsız etmediği müddetçe, topraklarımıza göz dikmediği müddetçe kimsenin ayağına basmayız. 

Ama durum öyle değil ki!

Türkiye’nin güney sınırları cadı kazanı gibi kaynıyor.

Biz bir İsviçre değiliz ki kafamızı kuma gömüp, zararından emin olduğumuz sınırlar içinde mutlu mesut yaşayalım!

Eğer bunu göremeyecek kadar körlerse yazıklar olsun.

Ha bile bile yapıyorlarsa bu tamamen CHP’nin bugün geldiği CHPKK çizgisi ile açıklanabilir ancak.

Sanırım ne demek istediğim net olarak anlaşılmıştır.

Bütün bölücü, yıkıcı unsurlara bağrını açan bir CHP nasıl olur da Atatürk’ü arkasına alarak utanmadan hala siyaset yapar?

Düşün Atatürk’ün yakasından artık. Yediğiniz her herzeye Atatürk’ü alet ederek bölücülerin sırtını sıvazlamaktan da vazgeçin.

Yeniden Refah, bölücü Kürtçüler ve Saadet tayfası

Yeniden Refah kurulduğu günlerde Milli Görüş siyasetinin önemli bir kalesi olma umuduyla piyasaya çıkmıştı.

Ancak sonradan ne olduysa Erbakan Hoca’nın mirasıyla alakası olmayan bir yapıya dönüştü.

DEM Parti ile parti merkezinde bir araya gelmeleri, Suriye meselesindeki tavırları ile nerede durdukları noktasında kafa karıştırıcı bir performans sergilediler.

Şu konudaki hassasiyetlerini anlarım.

Eğer HTŞ denilen yapı gerçekte ABD ve İsrail menfaatlerine çalışıyorsa elbette Suriye’de ciddi bir sorun var demektir. Ancak ÖSO’yu da aynı kefeye koyarak Suriye Devrimini küçümsemek yanlış olacaktır.  Bu iki yapıyı birbirinden ayırmak gerekebilir.

Mesela İsrail şu an Golan Tepelerinin hakimiyetini ele geçirmek üzere. Gerek ÖSO’nun gerekse HTŞ’nin bu konudaki tavrı nedir? Bunu net olarak bilmiyoruz.

Şam’a 15 km kadar yakınlaşmış bir İsrail’i oarada durdurmak gibi bir niyetleri var mı?

Bunlar kritik sorular. Mesela Şam’daki devrimi küçümsemeden bu soruların cevabını arasalar daha net bir çizgiye gelmiş olacaklar.

Saadetçiler ise hala İran’ı gerçekten İsrail’in sonunu getirecek bir devlet olarak görüyorlarsa fena halde yanılıyorlar.

Saadetçilerin geçmişte zalim Esad’ı ziyaret ettiklerini de buraya not olarak kaydedelim.

Orada konuşulanların tam olarak ne olduğunu kamuoyuna açıklamak durumundalar.

Esad’dan ne istediler? Esad’a ne götürdüler?

Bölücü Kürtçüler ise adına Rojava dedikleri bölgede PKK ve PYD elemanlarının zarar görmemesi için yırtınıyor.

Elde ettiğimiz bilgilere göre Suriye’de ne sıradan Alevilerin ne de kendi halinde vatandaş Kürtlerin can güvenliğine halel getirecek bir durum söz konusu değil.

Hatta geçici hükümet başkanı geçen yaptığı açıklamada etnik ve mezhebi ayrım yapmaksızın bütün Suriye halkını kucaklayacaklarını sadece eski rejim mensuplarından insanlık suçlarına karışanları bağımsız mahkemelerde yargılayacaklarını söyledi.

Elbette karışıklık dönemlerinde istenmeyen tekil hadiseler meydana gelebilir.

Bazı aşırıcı birey ya da gruplar, bir mezhebe ya da etnik kesime karşı düşmanlık besleyebilir.

Varsa böyle bir durum elbette gerekli tedbirler alınmalıdır.

MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın Emeviyye ziyareti yerinde olmuştur

Suriye halkına bugün bölgede güven verecek tek güç Türkiye’dir.

Türk askeri sivil hassasiyeti yüksek bir yapıya sahiptir.

MİT mensupları da öyle.

Sivillere zarar gelmesi söz konusu olduğunda operasyonel güçlerini kullanmaktan imtina ederler.

Dolaysıyla hem halka düşmanlık göstermeme, hem adaletin temini, güvenliğin sağlanması noktasında Türk devletinin bölgede olması Suriye halkı için de bir teminattır.

Bölgede terör örgütlerinin varlığı Suriye halkını tedirgin etmektedir.

İbrahim Kalın Emeviyye Camiinde namaz kılarak sembolik bir girişimde bulunmuştur. 

Bu sembolik girişimin sonuçlarını ilerleyen günlerde göreceğiz.

Özgür Özel’in “Emeviyye Camiinde namaz kılmak istemenin sonu böyle olur” açıklamasına da güçlü bir cevap verilmiş olmaktadır.

Şimdi bütün bu olan biten karşısında sormamız gereken en kritik soru: “İsrail’in Golan tepelerinden Şam’a doğru yürüyüşünü kim nasıl durduracak?”

Türk devletinin buna cevabı ne olacak?

Vekalet savaşları üzerinden verilecek bir cevap Suriye sahasında İsrail askerini görmek istemeyenler için yeterli olacak mı?  

Bekleyelim görelim bakalım…