ŞAH RIZA PEHLEVİ
Her kral gibi biraz diktatördü ve sorumsuzluğun rahatlığıyla birçok cinayet işledi. İran’ın son şahı, son monarşik lideriydi. 1941-1979 yılları arasında ülkeyi yönetti. İran’ın kaynaklarını, özellikle petrolünü Batılılara adeta peşkeş çekti. 1961’de İran Meclisi’ni dağıtıp bütün yetkileri eline aldı. İslamcı ve komünist muhaliflerini silahla bastırmaya çalıştı, birçok kişi bu süreçte öldürüldü. Ülkenin geleneksel tüccar sınıfıyla ve Şii imamlarla çatışmaya girdi. Kendisi ve akrabalarını olabildiğince zenginleştirdi. Batı’ya öyle teslim olmuş, ülkenin tüm kaynaklarını öylesine onların emrine vermişti ki, 1953 yılında petrolü millileştirmeye çalışan Başbakan Mussaddık’la giriştiği mücadeleyi kaybedip ülkeden kaçtı, ancak Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’nin güçlü desteğiyle geri İran’a getirilip başa geçirildi. Kurduğu istihbarat örgütü SAVAK aracılığıyla binlerce kişiyi öldürttü ve hapislerde çürüttü. 1975’te tüm siyasi partileri yasaklayıp, kendi partisi Rastahiz’i ülkenin tek partisi haline getirdi. Humeyni öncülüğündeki devrim hareketi karşısında tutunamadı ve 16 Ocak 1979’da Mısır’a kaçtı. Bir süre Fas, Bahamalar ve ABD’de kaldı, sonra yeniden Mısır’a döndü. İran’da hakkında idam kararı verildi. 1980’de Mısır’da öldü, orada gömüldü.

ANASTASİO SOMOZA DEBAYLE
Birçok Güney/Orta Amerika ülkesinde olduğu gibi, ABD tarafından desteklenen ve ülkesinin sömürülmesine aracılık eden hain diktatörlerdendi. Orta Amerika ülkesi Nikaragua’yı 1936’dan 1979’a dek yöneten Somoza Ailesi’nin son üyesi ve diktatörüydü. 1967-1972 ve 1974-1979 arasında ülkesini yönetti. O da babası ve ağabeyi gibi ülkeyi demir yumrukla ve hırsızlıkla yönetti. Görevdeyken, anayasayı değiştirip, görevini 1981’e dek uzattırdı. O kadar çok çaldı ki, 1972’de ülkeyi vuran büyük deprem nedeniyle dünya ülkelerinden gelen yardımları bile çaldığı suçlamasıyla karşı karşıya kaldı. Ancak çalarak ve kan dökerek ülkeyi yönetmesi, halkın hoşnutsuzluğunu artırdı, sonunda giderek genişleyen bir isyan dalgası halini aldı. Halkın başkaldırısını bastırmak için de çok kan döktü. Bu süreçte ABD klasik taktiğini uyguladı ve onunla işinin bittiğini düşündüğü Somoza’dan desteğini çekti. Sömürgeci ABD’nin desteği olmayınca fazla direnemeyen Somoza, 1979’da ülkeden kaçtı, ancak gitmek istediği ABD onu kabul etmedi. Bunun üzerine Paraguay’a kaçtı. Orada sürgün hayatı yaşarken, 1980’de, Devrimci Halk Ordusu (ERP) adlı Arjantin kökenli bir sol örgüt tarafından öldürüldü.

ALFREDO STROESSNER MATİAUDA
Güney Amerika ülkesi Paraguay’ı 1954 ila 1989 yılları arasında yaklaşık 35 yıl askeri dikta ile yönetti. Bir Alman göçmenin çocuğuydu, İspanyol kökenli bir ailede büyüdü. 1948’de kıtanın en genç generali ünvanıyla general oldu, 1951’de Paraguay Silahlı Kuvvetleri’nin başına geçti. 4 Mayıs 1954’te Başkan Federico Chavez'i devirip, ardından, sadece kendisinin aday olduğu göstermelik bir seçimle devlet başkanı seçildi. Ekonomiyi iyileştirme çabalarına girişti girişmesine ama, ülkenin milli gelirinin yarısını, kendi iktidarını korumak için oluşturduğu askeri yapıya harcadı. Büyük toprak sahiplerini ve zenginleri kolladı. 6 kez art arda başkan seçilebilmek için, anayasayı 1967’de ve 1977’de iki kez değiştirdi. 1989’da, hangi yolla iktidara geldiyse, aynı yolla iktidardan indirildi, Brezilya’ya kaçtı. 17 yılı aşkın bir süre orada sürgün yaşadı. Ülkesinde gömülmek için girişimlerde bulundu ancak Paraguay hükümeti, gelirse tutuklanacağını bildirdi. 93 yaşında sürgün yaşadığı Brezilya’da öldü ve orada gömüldü.

MOBUTU SESE SEKO
Eski adı Zaire olan Afrika ülkesi Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ni 1965-1997 yılları arasında 32 yıl acımasızca yönetti. Ülkeyi demir yumrukla yönettiği süre içinde, diktatörlükten bir sonraki aşamaya da geçmeyi başardı ve kedisini ilahi bir güç olarak tanımlayıp, öyle kabul ettirmeye zorladı. Fransız ve Belçika sömürgesi olan ülkesindeki Avrupalı sömürgecilerle el altından anlaşarak, zengin yer altı kaynaklarının sömürülmesine izin verdi, bu arada kendisi de zenginleşti. Muhalefet ya da eleştiri girişimlerini acımasızca bastırdı ve binlerce kişiyi öldürttü. 1994’teki Ruanda soykırımında Tutsilere karşı Hutuları destekleyip, ülkenin doğusunda yaşayan Tutsileri de öldürülmeleri için Ruanda’ya göndermeye çalıştı. Bunun üzerine 1997’de Uganda ve Ruanda’nın desteklediği bir isyan hareketiyle Laurent-Desire Kabila tarafından iktidardan devrildi. Kabila iktidara geldi ve ülkenin adını değiştirdi. Diktatör Mobutu, önce Togo’ya kaçtı. Bir süre sonra orada kalamayıp Fas’a geçti. Zaten kanserdi ve sürgünde çok yaşamadı, 7 Eylül 1997’de öldü, Fas’ta gömüldü.

İDİ AMİN
Adı “diktatör” sözcüğüyle özdeşleşmiş bir diktatördü. Orta Afrika ülkesi Uganda’yı 1971 ila 1979 arasında en acımasız yöntemlerle yönetti. Asker kökenliydi. Politik ve etnik baskının yanı sıra, her türlü insan hakları ihlallerine imza attı. İnsan hakları kuruluşlarının ve uluslararası gözlemcilere göre, diktatörlüğü boyunca 100 bin ila 500 bin arasında insanı öldürttü. Tanzanya’nın desteklediği Uganda Ulusal Kurtuluş Ordusu, Ekim 1978’de devrim sürecini başlattı. İdi Amin, Nisan 1979’da ülkeden Suudi Arabistan’a kaçtı. Ölene kadar 24 yıl boyunca, ülkesine dönmek için Uganda yönetimine yalvarıp durdu. 16 Ağustos 2003’te öldü, Suudi Arabistan’ın Ciddi kentinde gömüldü.

ROBERT MUGABE
Eski adı Rodezya olan Zimbabve’nin “gerilla” diktatörüydü. 1980-2017 arasında 37 yıl ülkesini zorbalıkla yönetti; “Tanrı ‘gel’ diyene kadar iktidardayım” derdi. Aslında Afrika’yı sömürmek için kurulmuş “şahıs devleti”ni ortadan kaldırmaya girişmekle iyi etmişti. Rothshild ailesinin adamı olan ve Afrika’da onlar adına sömürge düzeni kuran Cecile Rhodes, ödül olarak kendi adını verdiği bir ülkenin sahibi yapılmıştı: Rodezya. İşte Mugabe, yoksul halkı adına bu sömürü düzenini yıkmak için 1970’lerde harekete geçti, 1980’de ülkenin büyük oranda yönetimini ele geçirdi, 1987’de devlet başkanı seçildi. İktidara gelir gelmez ilk olarak ülkenin adını değiştirip Zimbabve yaptı. Ülkeyi koalisyonla yönettiği ortağı Nkomo yanlılarıyla 1982’de giriştiği çatışmalarda, başta Nkomo’nun mensup olduğu Ndebele kabilesi olmak üzere binlerce kişiyi öldürttü. 5 seçimi üst üste “kazandı”. Binlerce siyasi muhalifi öldürttü, bu yönüyle dünyadan şiddetli eleştiriler aldı. Ekonomi de berbattı; Zimbabve 2007’de dünyanın en yüksek enflasyona sahip ülkesiydi; halk adeta inim inim inliyordu. 2017’de askeri darbeyle görevden alındı. Tedavi için gittiği Singapur’da 6 Eylül 2019’da öldü.


FERDİNAND MARCOS
Filipinler’i 1965-1986 arasında “devlet başkanı” ünvanı altında yöneten diktatördü. ABD’nin güçlü desteğini arkasına alıp halkına tam anlamıyla zulmetti. Devlete ve halka ait olan her şeyi çaldı, kedisi ve yakınları olabildiğince zenginleşti. Gerek baskıcı yönetimine, gerekse hırsızlığına itiraz edenlere hapse atmak, hatta öldürtmek gibi gaddar tutumları yüzünden birçok ülkeden tepki gördü. 1972’de dış yıkıcı güçleri ve komünizmi gerekçe gösterip sıkıyönetim ilan etti ve sayısız tutuklamalar yaptı. Tüm yetkileri eline aldı ve kendi diktatörlüğünü güçlendirecek biçimde yeni bir anayasa yaptırdı. Güzellik kraliçesi İmelda Marcos’la evlendi. Muhalif lider Benigno Aquino’yu öldürttü. Apuino’nun eşi Corazon Aquino’ya karşı girdiği 1986 seçimlerini kazandığını iddia etti, ancak seçimde hile yaptığı gerekçesiyle şiddetli karşı gösteriler başladı. ABD desteğini çekince daha fazla dayanamayıp ülkeden kaçtı, Hawai adasına gitti. Orada sürgün yaşadı ve 1989’da öldü, Hawai’ye gömüldü.

ERİCH HONECKER
Komünist Doğu Almanya’yı 1971 ila 1989 arasında tam bir diktatörlükle yönetti. Yahudi bir maden işçisinin oğluydu. Geçmişinde Gestapo tarafından tutuklanıp çalışma kamplarına gönderilmişliği de vardı; 1945’te tutuklu bulunduğu Yahudi toplama kampından Sovyet birliklerince kurtarıldı. 1971’de Almanya sosyalist Birlik Partisi’nin lideri ve devlet başkanı oldu. Onun döneminde Doğu Almanya, Doğu Bloku’nun hem en zengin hem de en zalim ülkesi haline dönüştü. 1989’da kedi partisi tarafından görevden alındı. Batı Berlin’e geçmeye çalışan 125 kişinin öldürülmesinden sorumlu tutuldu. Ayrıca ölümünden yıllar sonra, 2015’te, gizli Doğu Alman belgelerinin incelenmesiyle, onun döneminde 1000’den fazla kişinin öldürüldüğü ortaya çıkarıldı. Bu sayının daha fazla olduğu tahmin ediliyor. Honecker, iktidardan indirildikten sonra yolsuzluk, cinayet, siyasi baskı gibi suçlamalarla karşılaşınca, 1990’da Doğu Berlin yakınlarındaki bir Sovyet askeri üssüne sığındı. Moskova’ya gitti. Sovyetler dağılınca, Honecker bu kez Moskova’daki Şili Büyükelçiliği’ne sığındı ve Şili’den siyasi sığınma hakkı istedi. 2 yıllık sürgünün ardından, yeni birleşik Almanya’nın çabalarıyla Temmuz 1992’de ülkesine iade edildi. Yargılandı, 6 ay kadar tutuklu kaldıktan sonra, bozulan sağlığı gerekçe gösterilerek salıverildi. 29 Mayıs 1994’te öldü. Sürgüne gidip de, geri ülkesine gelerek orada ölen nadir diktatörlerdendi.

BEŞAR ESAD
Tam adı Beşşaru Hafızı'l-Esed, 11 Eylül 1965’te doğdu. Suriye’nin azınlık nüfusuna dayanan diktatörü Hafız Esad’ın oğluydu. Temmuz 200 ila aralık 2024 arasında ülkesini 24 yıl boyunca eli kanlı bir hırsız olarak yönetti. En az 100 bin kişiyi öldürttüğü tahmin ediliyor. Suriye’nin tüm kaynaklarını, kendisinin ve akrabalarının zenginleşmesi için çaldı. Kendi halkına en acımasız yöntemlerle, en büyük katliamları yapan, en zalim diktatörlerden biri olarak tarihe geçti. Muhalif grupların harekete geçip Şam’a saldırmasıyla, 8 Aralık 2024’te Rusya’ya kaçtı. Suriye dışına kaç para götürdüğü, başka neleri çaldığı tartışmalı. Baas rejiminin istihbaratçısı Halid Beyye, Esad düştüğü günlerde yaptığı açıklamada, onun Rusya’ya 135 milyar Dolar kaçırdığını iddia etti. Başka bazı mütevazı iddialara göre, Esad’ın çaldığı para 2 milyar Dolar dolayında. Ülkesini 24 yıl boyunca kanla yöneten Esad’ın kaç kişiyi, hangi yöntemlerle öldürttüğü ortaya çıktıkça, dünyanın adeta kanı donuyor.