Türkiye, çok kritik Filistin adımı attı ve Uluslararası Adalet Divanı'na başvurma kararı aldı.
TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, Gazze'de tarih insanlık adına kara bir leke olan bu acıları bize tabii bir kez daha hatırlatmaktadır. İsrail'in Gazze'deki soykırım eylemleri savaş suçları ve insanlığa karşı suçları uluslararası hukuk ihlalleri sadece artık bölgesel bir sorun olmaktan ziyade küresel bir insanlık sorunu haline gelmiştir." dedi.
Yüksel, "Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi tarafından bildirildiği üzere 7 Ekim 2023’ten günümüze kadar biliyorsunuz en az 48 bin 339 Filistinli hayatını kaybetmiş ve 111 bin 753 kişi yaralanmıştır. Birleşmiş Milletler'in tepkisi ise eylemsizlik yoluyla kurumsal suç ortaklığı örüntüsü olarak tanımladığımız bir durumla karakterize edilebilir. Çözüme yönelik anlamlı bir eylemi engellemek için veto gücünün defalarca kullanılması, Güvenlik Konseyi'nin uluslararası barışıklık koruyucusu olmaktan ziyade devam eden insan hakları ihlallerine göz yuman bir araca dönüştürmüştür. Diğer krizlere yönelik hızlı uluslararası tepkiler ile Filistin konusunda yaşanan belirgin felç durumu arasındaki çelişki aslında oldukça dikkat çekicidir." ifadelerini kullandı.
“ULUSLARARASI HUKUK AÇISINDAN CİDDİ BİR İHLALİ TEŞKİL ETMEKTEDİR”
Uluslararası adaletin önündeki iki önemli tehdit, özellikle Trump’ın Gazze’deki yerinden edilme planı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne yönelik yaptırımlar uygulayan kararnamesi olarak öne çıktığına vurgu yapan Yüksel sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu gelişmeler, uluslararası hukuk çerçevesinde adaletin sağlanmasını zayıflatan, güç dengesizlikleri oluşturan ve hesap verebilirliği tehdit eden ciddi engeller oluşturmaktadır. Trump’ın yakın zamanda açıkladığı Filistinlileri Gazze’den zorla yerinden etme planı, uluslararası hukuk açısından ciddi bir ihlali teşkil etmektedir. Profesör John Quigley’in belirttiği gibi, bu plan yalnızca bir politika önerisi olmanın ötesine geçerek, açıkça Cenevre Sözleşmeleri ve Roma Statüsü uyarınca savaş suçu işlenmesine yol açabilecek bir eylem potansiyeline sahiptir. Profesör Susan Akram’ın vurguladığı üzere, zorla yerinden edilme, Roma Statüsü’nün 8. Maddesi uyarınca savaş suçu ve 7. Maddesi uyarınca insanlığa karşı suç olarak tanımlanmaktadır. Yerinden edilme, aynı zamanda etnik temizlikle ilişkilendirilen, sivillere yönelik sistematik bir şiddet biçimi olarak kabul edilmektedir. Bu bağlamda, Trump’ın planı yalnızca Filistinlilerin haklarını ihlal etmekle kalmayacak, aynı zamanda uluslararası toplumun bu tür suçlara karşı verdiği mücadeleyi ciddi şekilde sarsacaktır. Özellikle bu planın, 1948'de başlayan ve zaman içinde sistematik bir şekilde Filistinli nüfusun yerinden edilmesine dayalı politikayı sürdürme ve genişletme amacı taşıması, uluslararası toplum için daha büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Bu durum, Filistinli halkın topraklarından zorla çıkarılmasıyla, tarihteki benzer trajedilerin bir tekrarı olma riski taşımaktadır. Hem hukuki hem de etik açıdan, bu tür bir yaklaşımın kabul edilmesi, uluslararası hukukun ihlali anlamına gelir ve savaş suçları kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır."