Ana Sayfa Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Metin Yener
Metin Yener

Bunun adı: TOPLUMSAL TRAVMA…

Son günlerde ‘toplumsal bir travma’ yaşıyoruz dersem, abartmış olmam sanıyorum. Türk toplumunun gelenek ve göreneklerini, aile yapısını, ahlak anlayışını ve dinimize olan düşkünlüğümüzü göz önüne aldığımızda; yaşadıklarımız beni hayretler içerisinde bırakıyor.
Şöyle bir bakalım…
İnsanlar arasında sevgi ve saygı…
Yok.
Aile içi ahenk, bağlılık, sadakat…
Yok.
Allah’ın ‘sessiz yaratıklarım’ dediği hayvanlara karşı (bazı hayvanseverleri saymazsak) merhamet…
Yok.
Devletin ve vatanın bütünlüğü konusunda birlik ve beraberlik…
Yok.
Dinsel bütünlük…
Yok.
Bu ve buna benzer daha birçok örnek verebiliriz. Bu sözlerim bazılarına biraz abartılı gelebilir. Ama emin olun en ufak bir abartı yok. Geçmişi biraz gözden geçirdiğimizde böylesi bir yıpranmışlığın olmadığı konusunda sanıyorum hemfikir olabiliriz. En basitinden; her evin kapısının sonuna kadar açık olduğu dönemler vardı mesela. Çocukların korunup kollandığı, komşuluk ilişkilerinin en güzel olduğu dönemler. Evde bir şey eksik olduğunda rahatlıkla komşunun kapısını çalabilirdik. Komşuda cenaze varsa, evdeki televizyonun veya radyonun açılması mümkün değildi mesela. Çocukların veya gençlerin büyüklerine karşı saygısı, büyüklerin de sevgisi vardı. Her çocuk yaz tatilinde Kur’an kurslarına giderdi gönül rahatlığı ile veya bir esnafın yanında meslek öğrenirdi.

Okulda öğretmene, devlet dairesinde memura, yöneticilere ve siyasetçilere saygı vardı. Çünkü onlar Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil ediyorlardı. Geçmişe ve ülkemizin yetiştirdiği gelmiş geçmiş büyüklerimize karşı günümüzdeki kadar pervasızca bir saldırı yoktu mesela… Saygı duymadığımız veya yanlış tanıtılmış bir şahsiyete hiçbir zaman bugünkü kadar öfke kusmazdık. Tartışır ama kavga etmezdik…

En ufak bir tartışmada elimiz silaha veya bıçağa gitmezdi. Aslanlar gibi yumruk yumruğa vuruşur, sonra da büyüklerin araya girmesi ile öpüşüp, barışırdık. Bu tartışmayı bir kan davasına çevirmezdik.
Yokluk yok muydu peki?

Hem de en alasından vardı ama o bile toplumsal ahengimizi bozamamıştı. Ta ki; terör belası başımıza musallat oluncaya kadar. Sonuçta binlerce, insanımız bu yolda telef oldu gitti.
Günümüzün en berbat sorunlarından birisi bana göre insanlarımızın maddeye tapmaları.
Para…
Mal, mülk…
Lüks içerisinde bir yaşam…
Tek düşünülen bu… Belki bu söylediklerim size garip ve ağır gelebilir ama lütfen şöyle bir etrafınıza bakın. Köylerin boşalması, kentlerin giderek kalabalıklaşması, esnafın azalması, gençlerin kısa yoldan parayı bulmaya çalışmaları, aile içi ahengin bozulması, fuhuşun artması, mafyacıkların çoğalması, çevrenin katledilmesi, cinayetlerin artması, hayvanların acımasızca telef edilmesi veya sakat bırakılması bu söylediklerimi haklı çıkarmıyor mu? Yayaya, özürlüye, kimsesize, anne babaya ve kardeşe yapılanlar hangi vicdana sığar sizce?

Özürlü bir çocuğun binbir güçlükle alınan özürlü arabasının çalınması, yaşlı bir kadının üç kuruş maaşının dolandırılması, küçücük bir çocuğun gelin edilmesi, para vermedikleri için kendi evladı tarafından acımasızca dövülmeleri, öldürülmeleri hangi ahlaki değerle açıklanabilir ki? Ya kısa yoldan zengin olmak için kendi gençlerini, hatta ve hatta çocuklarını uyuşturucu pisliği ile zehirleyen zihniyete ne demeli? Ya kendi rahatı ve çıkarı için etrafındaki gençliği terör belasına bulaştıranlar, onları bile bile ölüme yollayanlar?

Onlara ne demeli?

Emin olun bu yazdıklarım ‘buz dağının’ sadece görünen kısmı. Öylesine büyük bir ‘travma’ yaşıyoruz ki; kelimelerle anlatmak yetmez. Kokuşmuşluk, çürümüşlük, acizlik, zavallılık üstümüze sinmiş dersek abartmayız. Eğer Türk örf ve ananelerine geri dönmezsek, eğer sevgi ve merhamet kaynağı dinimize sarılmaz, toplumsal birlik ve beraberliğimizi sağlamaz, silkinip kendimize gelmezsek…

Sonumuz hiç de iç açıcı görünmüyor.
Çok mu karamsarım?
Ne yazık ki:EVET.
Umarım ben yanılırım…
Umarım.

YORUMLAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir