Samimi Haber Merkezi
Birinci Dünya Savaşı’nda işgale uğrayan Osmanlı’nın umutları Anafartalar ile yeniden yeşermişti.
Mustafa Kemal’in büyük mücadelesi Anafartalar Zaferi’ni 108. yılında Gazeteci Yazar Yaşar Gürsoy, Samimi Haber'e anlattı.
-Sahra telefonundaki ses Mustafa Kemal’indi:
“Nuri! Çabuk Conk Tepesi’ne gidiniz ve oradan düşmanı çıkarınız!”
Emri alır almaz 24. Alayı vakit kaybetmeden o bölgeye getirdi. 23. Alayı da kuzey grubunun ihtiyatı olarak tuttu.
Saat 19.00’u gösteriyordu, o sırada 9. Fırka’nın 64. Alay’ının 300 askeri canhıraş bir şekilde savaşıyordu.
Nuri Bey, Mehmetçiklerine hücum emrini verdi:
“İleri aslanlarım! İleri yiğitlerim. Allah yolunuzu açık etsin!”
“Allah!.. Allah!.. Allah!..”
“Analarınız için!.. Babalarınız... Bacılarınız için!..”
“Allah!.. Allah!.. Allah!.. Allah!..”
Mermi, süngü, mitralyöz, kazma, kürek, barut, kan... Alnından vurulup yere düşenler, siperden sipere koşan, yavuklusunun fotoğrafına kan bezenen neferler savaşın ve ölümün adı oldu.
Alay, saat 22.30’da düşman hattının üzerine tamamıyla çullandı.
Mehmetçikler karanlıkta aslanlar gibi dövüşerek ölüm kusan makineli tüfekleri ele geçirdi.
1. Tabur hızlıca Conk Tepesi’ne doğru akın etti. Ama yoğun makineli tüfek atışı, düşman siperlerine 20-30 adım kala taburun yerde tam siper yatmasına neden oldu. Birlik ileri gidemiyordu. Başını çıkaran alnının ortasından vurulup arkadaşının kucağına düşüveriyordu. Taburun kumandanı ile üç bölük yüzbaşısının yaralanması birliğin moralini çökertti.
Nuri Conker'in savaşta çizdiği, saldırı haritası. Daha sonra bölge Conkbayırı olarak anılacaktı!
Muharebe hattı, Conk Tepesi’nin 10-15 metre batısında kalmıştı. Geceleyin bu hattın son gayretle alınması için emir verildi. O durum karşısında Nuri Bey, tedbir olarak bıraktığı 23. Alay’ı geceden kendi cephesine kattı.
Mustafa Kemal’in emri kulaklarda çınladı, yüreklere kazındı:
“Ben size taarruz emretmiyorum; ölmeyi emrediyorum! Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar geçebilir!”
BOMBA SAĞANAĞINDA ÇORBA
9 Ağustos sabahı.
23. Alay, 24. Alay’a takviye olarak yetişti.
Nuri Bey, birliklerine tekrar hücum ettirecekti. Çünkü Conkbayırı’ndaki düşman birlikleri oradan Çanakkale Boğazı’nın büyük kısmını rahatlıkla görebiliyordu.
Anafartalar bölgesinde ise bir başka kahramanlık destanı yazılıyordu. Mustafa Kemal ve birlikleri göğüs göğüse, canla başla savaşıyor, düşman taarruzunu durdurmayı başarıyordu.
Kumanda ettiği birliklerin karşısında İngiliz birliklerinin 29 taburu, 26 bin 750 askeri siperde; savunma hattı oluşturmuştu. Ama saldıracak cesaretleri yoktu. Türk birliklerinin taarruz etmesini ve o saldırı anlarında da keklik gibi avlayacaklarını planlıyorlardı. O sırada Türk birliklerinin bulunduğu bölge, hem karadan hem denizden bombardıman altında tutuluyordu.
Nuri Bey’in sadece 1500 askeri vardı. Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal düşmanı durdurduktan sonra hemen Nuri Bey’in birliklerine destek için yola çıktı. Yola çıkmadan önce de hem Nuri Bey’in 8. Tümen’ine hem de 9. Tümen’in komutanına telefonla emir verdi:
“Bu gece Conkbayırı’nda sizden büyük faaliyet talep edeceğim. İki piyade alayı için orada bulunan kıtalar vasıtasıyla hiç olmazsa sıcak bir çorba hazırlatmaya imkân bulmanız çok iyi olacaktır.”
O emir, moral desteğiydi. Ama Nuri Bey için başka bir anlam taşıyordu. Çocukluk arkadaşı, silah arkadaşı, can yoldaşı Mustafa’sı; komutanı savaşın en can alıcı anında kendisinin birliğini şereflendirecekti.
Mustafa Kemal ve birliği atlarını 8. Tümen’in bulunduğu bölgeye sürdü.
Geçtikleri arazinin hemen her metrekaresinde Türk ve İngiliz askerlerinin cesetleri vardı. Ölüler yaz sıcağı nedeniyle erkenden şişmiş, etrafa ağır koku yayıyordu.
Sıhhiyeciler yol üzerinde gördükleri şehit arkadaşlarını bir çırpıda gömüp yollarına devam etti. O sırada düşman uçakları Mustafa Kemal ve arkadaşlarının üzerine bombalar atmaya başladı. Birlikler sağa sola dağılarak hedef şaşırtarak yoluna devam etti. Nuri Bey’in karargâhına ulaştığındaysa neredeyse gece olmuştu.
İki arkadaş resmiyeti kısacık da olsa bir yana koyup, birbirlerine gururla, sevgiyle, saygıyla ve hasretle sarıldı:
“Nasılsın yiğidim?”
“Sağ ol, var ol kumandanım! Allah’a çok şükür...”
Mustafa Kemal, kendisine gönderilen taze kuvvetleri bekliyordu. Bunlar 28 ve 41. Alaylardı. Fakat her ikisinin, taarruzun başlayacağı sabah saat 04.30’a kadar gelecekleri şüpheliydi.
10 Ağustos 1915 Sabah’ı saat 04.30
Mustafa Kemal 8. Tümen’in en öndeki siperlerine kadar yürüdü, kırbacını kaldırdı, bir süre öylece kaldı ve sonra hızla aşağı indirdi. O işaretle namazlarını kılan Mehmetçikler ileri atıldı; süngü hücumu başladı:
“Allah! Allah! Allah!..”
“İLAHİ BİR HÜCUMLA KARŞILAŞTIK”
Türk askerlerinin tümü kısa süre sonra İngiliz siperlerinde, burunlarının diplerindeydi. Gırtlak gırtlağa birbirine girdiler. 14. Alay Komutanı Binbaşı Hakkı şehit düştü.
Müttefik Kuvvetler Başkomutanı General Hamilton, İngiliz Genelkurmayı’na acil bir rapor gönderdi: “İlahi bir hücumla karşılaştık.”
Time muhabiri Ashmead Bartlett, defterine, “Bu savaş, devler ülkesinde bir devler savaşıdır,” diye not düştü...
Nuri Bey: “Eyvah vuruldun Kemal!”
Savaş tüm hızıyla sürüyordu. Bir ara iki yaren göz göze geldi. O sırada patlayan bombanın çelik misketi Mustafa Kemal’in tam kalbinin üzerine isabet etti. Nuri Bey, “Eyvah vuruldun Kemal!” diye bağırdı, koşarak arkadaşının yanına ulaştı. Silah arkadaşı soğukkanlılığını korudu:
“Öyle bir şey yok. Aldığınız emri derhal yerine getiriniz...”
Gördüğü gerçekti. Çelik misket Mustafa Kemal’in tam kalbi üzerine çarpmış, fakat mucize eseri cebindeki saate isabet etmiş, saati parçalanmıştı.
Mutlak bir ölümden dönen Mustafa Kemal’in yanında Nuri Bey’in yanı sıra gazeteci Falih Rıfkı (Atay) da vardı.
Nuri Conker’in çizdiği Conkbayırı Savaşı Haritası
NURİ CONKER BAŞINDAN VURULDU!
Bombardıman sürürken Nuri Bey’in çok yakınlarına da bombalar, mermiler düşüyordu.
O mermilerden biri sekti başına çarptı.
Benzi solmaya başladı. Acısı fazlaydı; şiddetle artıyordu. Mustafa Kemal aldığı bilgiyle hızla atını arkadaşının yanına sürdü. Geldiğinde en has arkadaşı sedyede boylu boyunca yatıyordu. Üzüldü ama üzüntüsünü belli etmedi:
“Geçmiş olsun Nuri!..”
“Teşekkür ederim Kemal... Ciddi bir durum yok.”
“Şahin Sırtı daha... alamadık... sırtın... dar boyun... noktasında... on kadar... makineli... var... bizi... yan... ateşine alıyor...”
Kahraman Türk komutanı yavaş yavaş damarlarından boşanan kanından evvel; tatlı canından önce, çok önemli vazifesini düşünüyordu.
Nihayet söyleyecekleri bitti. Toprağın üzerine yazı yazan elini kaldırdı, başına götürüp selam verdi.
MUSTAFA KEMAL, NURİ CONKER, HALİL RECAİ...
Sıhhiye neferleri baygınlık geçiren kumandanlarını ateş hattının en güvenli bölgesine taşıdılar. Ölümden dönen sadece Mustafa Kemal, Nuri Bey değildi. 23. Alay Kumandanı Halil Recai Bey de şiddetli çatışmalar sırasında yara almış, cephe gerisinde tedavi altına alınmıştı. Şehit olanların sayısı belirsizdi...
Mustafa Kemal tüm birliklere emrini tekrarladı.
“İleri aslanlarım! İleri yiğitlerim!..”
“Allah! Allah! Allah! Allah!”
Mehmetçikler, komutanları başta; dört bir yandan saldırıya geçti. Bir an için Türk ve İngiliz süngüleri birbirine çarparak şakıdı; kasaturaların çelikleri kızardı, bir iki dipçik, birkaç kafayı patlattı. Türk hücumları bir kasırga gibi, önüne geleni süpürüp yürüdü.
Canlı süngü ormanı öyle bir şiddetli saldırmıştı ki İngilizler çil yavrusu gibi dağılıp kelle koltukta kaçtı. O birliklerin kaçtığını duyan diğer birlikler de siperlerinden çıkıp gerisin geriye; kayıplara karıştı...
Savaş, İttifak Devletleri’nin başarısızlığıyla son buldu; binlerce vatan evladını ana babasından, çoluk çocuğundan, yavuklusundan koparıp aldı.
Avusturya-Macaristan Devleti geri kalmadı; onlar da Gazi Nuri Bey’i “Meziyet-i Askeriye Salip Nişanı”na layık gördü.